Kur’an Niçin Tekil Yerinde Çoğul Kullanır?

Oryantalistler Kur’an’ın zamirler arasında mutabakata riayet etmediğini, bazen cemi/çoğul zamiri müfred bir merciye gönderdiğini ya da tersi bir uygulama yaptığını, bunların da ibare hataları olduğunu iddia etmektedirler.

Önce zındıklar tarafından dile getirilen fakat ulemanın kaleme aldığı reddiyelerde, “Bu tür meseleler Kur’an’da hata olduğuna değil, onun i’cazına işaret eder.” denilerek tafsil ve tasfiye edildi. Bu süreçte, Kur’an’ın derin nükteleri de ortaya çıktı. Ne var ki (ilahiyatçı Mustafa Öztürk) reddiyeler karşısında çürüyen iddialarda şimdi kendisine kariyer arıyor.

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ

“Onların (münafıkların) misali, karanlık gecede ateş yakan kimsenin durumu gibidir. Ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içerisinde bırakır (artık hiçbir şeyi) görmezler.” (Bakara: 17) ayetinde “بِنُورِهِمْ binûrihim/onların nuru” terkibindeki “هِمْ/onlar” zamiri lafız itibariyle tekil olan “الَّذِي ”ye dönüyor ki, oryantalistlere göre müfred olan “الَّذِي ellezî”den dolayı ayet “ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِ zehebellahu bi nûrihi” şeklinde olmalı ya da “الَّذِي ” ismi mevsulü sıla cümlesiyle birlikte “مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِين اسْتَوْقَدُوا نَاراً meseluhum kemeseli’llezîne’stevkadû nâran” şeklinde “cem”i gelmeliydi.

Allah Teâlâ Bakara Suresi’nde münafıkların sıfatlarını saydıktan sonra onların imanlarını küfürle değiştirme hallerini şiddetli karanlık bir gecede ateş yakan, çevresi aydınlanıp ateşin ışığından ve sıcaklığından istifade etmeye başlayan, tam bu esnada ışığı sönen, karanlığa gömülen, çevresindeki bütün herkesin hareketsiz kaldığı bir adama (ya da topluluğa) benzetiyor.

Zamirin niteliği itibariyle kendi gibi müzekker ya da müennes bir isme ya da nicelik olarak müfred, tesniye ya da cemi bir merciye dönmesini dikkate alanlar, bu olmayınca “Kur’an’da hata bulduk” diye yaygara çıkaranlar Allah’ın Kelamındaki i’caz”ı idrak etmekten mahrum mübtedilerdir.

Müfessirler mezkûr ayeti aşağıdaki şekilde tahlil ettiler: “ellezî” lafız itibariyle müfred, İsmi mevsullerin “amm” lafızlardan olması cihetiyle de mana yönünden cem’i kabul edilir. Dolayısıyla zamir müfred olduğunda “ellezî”nin lafzına cem’i olduğunda ise manasına döner.

Ateşi yakan kişi tek, ısınan ve aydınlananlar ise çok olduğundan Allah Teâlâ ismi mevsul olan “ellezî”yi “müfred” getirerek, “Ateşi yakan”ın bir kişi olduğunu beyan etmiştir.

Ayette münafıklar(müşebbeh), karanlıkta ateş yakan adama benzetiliyor, Allah Teâlâ da “binûrihim” deki zamiri “hum” şeklinde cemi getirerek doğrudan imanları sönen münafıklara gönderiyor. Zamir müfred olan “ellezi”ye değil de, münafıklara gittiğinden mutabakat problemi söz konusu olmuyor.

Ayette münafıkların bizzat kendileri ateş yakan adama değil, onların halleri ateş yakan adamın hikâyesine benzetilmektedir. Benzer şekilde Cuma suresinde de مَثَلُ الَّذِينَ حُمِّلُوا التَّوْرَاةَ ثُمَّ لَمْ يَحْمِلُوهَا كَمَثَلِ الْحِمَارِ يَحْمِلُ أَسْفَاراً“Kendilerine Tevrat yükletilen sonra da onu taşımayanların (onunla amel etmeyenlerin) durumu koca koca kitaplar taşıyan merkebin durumu gibidir“ (Cuma: 5) denilerek, Tevrat’la amel etmeyen Yahudiler (çoğul) kitap taşıyan eşeğe (tekil) benzetilmiştir.

“الَّذِي ” çoğul anlama delalet eden “cem’” gibi lafzı müfred, manası cem olan bir “mevsufun” sıfatıdır. Sıfat olan “ellezi” mevsufuna delalet ettiğinden, mevsuf hazfedilmiş sadece sıfat kalmıştır.

“Hata var” diye iftira edilen ayette münafıkların imanlarından istifade edememe hallerinin gece karanlığında ateş yakan adama benzetilmesi, “müşebbeh”le, “müşebbehun bih”in irtibatını o derece tesis etmiştir ki “müşebbehun bih”deki zamir doğrudan “müşebbeh” olan münafıklara dönmüştür. Manayı bozmadan, ifadeye rekâket düşürmeden bunu yapabilmek ise ancak Allah Teâlâ’ya mahsus bir durumdur. Allah-u Ekber ve lillahilhamd.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.