Kur’an-ı Kerimi Kim Açıklar? Resulün Kur’an açıklama yetkisi

Bu konuya değinmeden önce şu soruyu kendimize sormalı ve cevaplamalıyız.

   Kur’an’ı okurken bizim ne anladığımız mı önemli yoksa Allah’ın ne bildirmek istediği mi?

   Bizim anladığımız şey Allah’ın “demek istediği” şey olmayabilir. Neden mi? İşte sebebi ve çözümü

   Kur’an’ın indiği devirde Arapların Arapçayı mükemmel bir şekilde kullandığı, edebiyat ve belagatta, şiir ve söz sanatında hayli ileride oldukları görülmektedir.

   Allahu Teala her peygamberine o devrin insanlarını en iyi yaptıkları şeyde aciz bırakan bir mucize gönderdiği gibi Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) e de Kur’an’ı göndermiştir.

   Kur’an inince şairler adeta bal akan maharetli dillerini yutmuş, edebiyat ve belağat artık ulaşılamaz bir zirveye taşınmıştı. Hatta öyle ki, “haydi bir sure meydana getirsinler” diyerek Kur’an bu konuda meydan okuyor ancak en mahir şairler bile karşı koyacak cesareti bulamıyordu.

Kur’an aciz bırakan bir kitaptır.

Aciz bırakmasının sebeplerinden bir kaçı şunlardır

1- Kelime ve Ayetler inci taneleri gibi bir ahenkle dizilmiştir.

2- Ayetler farklı zamanlarda indiği halde sanki Kur’an bir bütün olarak inmiş gibi muhteşem bir uyum vardır

3- Edebi ve beliğ ifadeler vardır.

4- Mucezdir; az, kısa, öz ifadelerle çok şey anlatır.

5- Kelime ve mana zenginliğine sahiptir. Her kelime aynı manada kullanılmamaktadır

6- Kesin anlaşılabilir ayetlerin yanında müteşabih denilen ve anlaşılamayan ayetler de vardır…

   “O, sana Kitab’ı indirendir. Onun (Kur’an’ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihdir.[4] Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, “Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.” (Al-i İmran 7)

    Bu ayetten de anlaşılacağı üzere Kur’an’ı Kerimde öyle ayetler vardır ki, “yoruma kapalıdır” ve tevil edilemez. Ancak kalplerinde hastalık bulunan veya Kur’an’ı tahrif etmek isteyenler bunları irdeler.

   Bunun yanında öyle ayetler de vardır ki, neyi anlattığı ancak bir açıklayıcı ile anlaşılır. Mesela herkesin bildiği Kadir (Kadr) suresinde

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ي لَيْلَةِ الْقَدْرِۚ

“Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik.”

   Bu ayetin meali “Şüphesiz, biz o (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.” olarak verilir. Halbuki ayette “Kur’an” ifadesi geçmiyor. “Onu indirdik” deniyor. Acaba inen şey nedir? Başka ayetlerde suyun da hatta demirin de indirilmesi ifade edilir. Peki, burada su veya başka bir şey mi kastediliyor?

Bunu nasıl anlayacağız?

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا لَيْلَةُ الْقَدْرِۜ

“Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?”
“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

   Bu ayetlerde ise kutlu bir geceden bahsediyor ama bu gecenin ne zaman olduğu belirtilmiyor…

   Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun. (Bakara 238)

    “orta namaza” devam edilmesi emrediliyor ama ne zaman olduğu belirtilmiyor. Bu konuda akıl yürütmemiz istense kimimiz “günün tam ortası” diyebiliriz kimimiz “gecenin ortası” diyebiliriz. Herkesin bir “orta” fikri olabilir. Bu kargaşaya nasıl son verilecektir?

   İşte burada devreye Peygamberimiz girer ve bize ayetin ne ifade ettiğini açıklar. bu görevde kendisine Allah tarafından verilmiştir:

   “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 44)

AÇIKLAMAK BİZE AİTTİR AYETİ NEDİR?

  Buna mukabil bazı kimseler “Sonra onu açıklamak da bize aittir.” ayetini ileri sürerek açıklamanın Allah’a ait olduğunu yani Kur’an’ın Kur’an ile açıklanacağını iddia ederler.

Deriz ki,

Ayetlerdeki “biz” ifadesi, Rabbimize değil de Rabbimizn görev verdiği kişi ya da meleğe olan desteğini beyan eder. Şöyle ki;

   Kıyame 19. Ayetin bir öncesinde yani 18. Ayette bakın ne buyruluyor:

   “Artık Biz onu okuduğumuz zaman, sen hemen onun okuyuşunu iyice izle”

   Bakınız bu ayette de Rabbimiz: “Biz onu okuduğumuz zaman” buyuruyor. Burada “biz okuduğumuz” ifadesinden yola çıkarak Peygamberimize Kur’an’ı Allah okuyor denebilir mi?

   Hayır.

   “O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.” (Tekvir 19, 20, 21)

   “Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir.” (Şuara 193, 194, 195)

   Demek ki, “biz okuduğumuz” ifadesinde mana: “Cebrail vasıtasıyla sana okuduğumuz zaman” olarak ortaya çıkıyor.

   Dolayısıyla buradaki “biz” ifadesinin içinde “Cebrail” aleyhisselamın “okumaya” vasıta edilmesi de giriyor.

  “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 44)

   Kur’an-ı Kerimi herkes mealden okuyup anlayacak kapasite de olsaydı bunu en iyi Araplar yapardı çünkü Kur’an onların dilinde inmiştir. Kur’an Arapça indiği halde Araplar açıp bir mealden “din” öğrenme gibi bir yanlışa düşmezler.

   İşte aynı şey bir sonraki 19. Ayet için de geçerlidir. Rabbimiz “açıklaması bize aittir” buyuruyor. Kur’an’ı Kerimi bir bütün olarak ele aldığımız zaman meseleyi anlıyoruz. Nasıl ki, “biz okuduğumuz” ifadesinden “Cebrail aleyhisselamın” olduğunu diğer ayetler bize bildiriyorsa, başka ayetlerden de buradaki “biz açıklıyoruz” ifadesinden Peygamberimizin kastedildiği anlaşılıyor.

   Şu ayeti kerime ile Kur’an’ın açıklamasının Peygamberimiz aracılığı ile olacağını beyan ediyor:

   “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik.” (Nahl 44)

   Dikkat edin ayette önce Peygamberimizin açıklaması ve sonra “düşünme” fiili geliyor.

   Bu demek oluyor ki, Rabbimiz Kur’an vahyini ve Peygamberimize okunmasını Cebrail aleyhisselam aracılığı ile yaptığı gibi açıklanmasını da Peygamberimiz aracılığı ile yapıyor. Ve Peygamberimizin Kur’an’ı kendi heva ve hevesine göre açıklamadığını şöyle tamamlıyor:

   “O, nefis arzusu ile konuşmaz.” (Necm 3)

İTİRAZ

   Bu konuda şöyle itirazlar. Nasıl cevap verilebilir?

   Ayette geçen “Resul” elçi demektir. Elçiye tebliğden başkası düşmez. Şu ayetler bunu bildirir:

   “Ey elçi, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz, Allah, kafir olan bir topluluğu hidayete erdirmez.” [MAİDE, 67]

  Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma. [4-NİSA, 105]

   Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver. [50-KAF, 45]

CEVAP:

   Bu ayetlerde bildirilen “Kur’an ile uyar, Kur’an ile hükmet, tebliğ et veya Kur’an’ı tafsil ettik” gibi ifadeler Kur’an’ı açıklama yetkisine aykırı değil bilakis Peygamberin farklı görevlerine dikkat çeken ifadelerdir.

   “Kur’an’ı açıkla ama Kur’andan açıkla” gibi bir mana çıkmadığı gibi böyle bir yaklaşım Kur’an’ın ruhuna da terstir.

   “Münafıklara, “Allah’ın indirdiğine ve Peygambere gelin” dendiği zaman onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” Nisa 61

   Mesela bu ayette “Allah’ın indirdiği” ve “Resul” ayrı ayrı zikredilmiştir. Burada Arapça gramer kurallarına göre bir incelik vardır.

  “Allah’ın indirdiği ve Resule” derken arada bulunan “ve” olarak çevrilen “vav” harfi atıf harfidir. İki kelimeyi ayırır ve farklı şeyler olduğunu bize bildirir.

   Dolayısıyla Allah’ın indirdiği ayrı, Resule gelmek ayrı bir şeydir.

   Resul sadece Kur’an’ı tebliğ edip açıklamayacak veya hüküm koymayacak olsaydı ayrı bir şey olarak gelinmesi istenmezdi.

   Başka ayetlerden de misal vermek mümkündür:

   “Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, mü’minlerin sözü ancak ‘işittik ve itaat ettik’ demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.” (Nur 51)

  Yine aynı şekilde “Allah’a” ve “Resulüne” buyrulurken atıf harfi kullanılmış ve ayrı şeyler oldukları beyan edilmiştir.

   Dolayısıyla bu iddia çürüktür, cahil bir bakış açısıdır.

SONUÇ OLARAK

   Kur’an’ı Kerimi ve ayetlerin açıklamasını Peygamberimize arzettiğimiz zaman anlaşılmada bir problem yaşanmayacak, kimse ideolojisine göre ayeti eğip bükemeyecek, Işid gibi örgütler kendilerine zemin bulamayacaktır.

   Tam aksine herkes kendi anladığını “ayetin anlamı” olarak benimseyecek olursa onlarca farklı anlayış ortaya çıkacak, ihtilaf kaçınılmaz olacak, Müslümanlar birbirlerini öteleyecek, birlik beraberlik bozulacaktır.

   İslam’ı yıkmak isteyen oryantalist müsteşriklerin amacı da u değil midir?

www.kuranveislam.net

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.