Kur’an’da Şefaat / Şefaat Var mıdır?

   Öncelikle şunu vurgulamak gerekir ki, mucize bir kitap olan Kur’an bir bütündür ve bütün olarak ele alınır. Bir ayetini alıp diğerlerini görmemek Kur’an’a iftiradır, yalan isnat etmektir. Bu kuralı aklımızın bir köşesine not ederek devam edelim.

   Şefaat konusunu iyi anlamak için konuyu 2 maddede ele almak gerekiyor.

1- Şefaatin olmadığına delil olarak kullanılan ayetler

2- Şefaatin olduğunu ispat eden ayetler…

  Birinci maddedeki ayetleri incelediğimiz zaman göreceksiniz ki, bu ayetler mü’minler için olmayıp kafirleri muhatap alan, kafirlere cevap veren, umutlarını boşa çıkartan ayetlerdir.

ŞEFAAT NEDİR?
   Öncelikle şefaatin ne olduğunu anlayalım. Şefaat, sözlükte: tek olan bir şeyi dengi veya benzeriyle çift hale getirmek, bir başkası adına ricada bulunmak, bir suçlunun af edilmesi için aracı olmak, birinin önüne düşüp işini görmeye çalışmak, birinin aracılığını istemek, maddi ve manevi bir imkanı elde etmek için yetkilisi nezdinde aracılık yapmak” gibi manalara gelir.

   Dini bir terim olarak ise: “ahirette peygamberlerin ve kendilerine şefaat yetkisi verilen kimselerin, bir müminin günahlarının affedilmesi veya daha yüksek derecelere ulaşması için Allah’a yalvarmaları, dua etmeleri, aracı olmaları” demektir.

KAFİRLERE ŞEFAAT YOKTUR

   Şefaat bahsinde “yok” diyenlerin delil olarak aldığı ayetlere baktığımız zaman aslında bu ayetlerin “kafirler” hakkında nazil olduğunu, kafirlere şefaatin mümkün olmadığını görürüz.

   “kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım da görülmeyeceği bir günden kendinizi koruyun.” (Bakara 48)

  “Kimsenin kimse yerine bir şey ödemeyeceği, kimseden fidye kabul edilmeyeceği, şefaatin kimseye yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yardım göremeyeceği o günden korkun.” (Bakara 123)

   Bu ayetin öncesi ve sonrası Yahudiler’den bahsetmektedir. Allah’u Teala bir önceki ayette: “Ey İsrailoğulları! Benim size verdiğim nimetleri ve sizi (Musa (A.s) zamanındaki hak dine uyan dedelerinizi) alemlere (o zaman ki milletlere) çok üstün kıldığımı hatırlayın.” Buyurduktan sonra bu ayeti kerimeyi buyurarak “Yahudileri imana davet etmiş”tir.

   Yahudiler: “Biz İbrahim ve İshak (Aleyhisselam) ın torunlarıyız. Bu sebeple Allah’u Teala, onların bizim hakkımızdaki şefaatlerini kabul eder.” dediklerinde onların bu iddialarına karşı bu ayeti celile geldi ve hak din İslam’a girmedikleri takdirde haklarındaki hiçbir şefaatin kabul olmayacağını bildirmiştir.

   İyi bakıldığında görülecektir ki, Allah’u Teala İsrailoğulları kıssasına nimeti hatırlatan ve imana davet eden iki ayet ile başlamış ve aynı manada iki ayet ile bitirmiştir. Başında bulunan ayet 48., sonunda bulunan ise 123. Ayettir.

   Ayet-i Kerime’de geçen “Kimsenin kimse yerine bir şey ödemeyeceği” ifadesinin manası ise üzerinde kul hakkı bulunmayan bir kişinin, diğer bir kişiye vacip olan haklardan hiçbirini ödemeyeceğidir.

   Şuara Suresinde puta tapan kafirlerin ahiretteki çaresizlikleri anlatılırken şöyle dediklerini Mevla Teala haber veriyor: “Artık bizim için hiçbir yardımcı ve yakın bir dost yoktur”(Şuara 100-101)

   Müdessir suresinde de bu durum şöyle bildiriliyor:
   “Sizi sekar’a sokan şey nedir? Dediler ki, Biz namaz kılanlardan değildik! Yoksulu da yedirmezdik. (Allah’ın ayetlerini inkara) girişenlerle birlikte biz de dalmaktaydık. Ceza günün de yalan saymaktaydık. Ta ki o kesin gerçek bize geldi! Artık şefaatçilerin şefaati fayda vermeyecektir.” (Müdessir 42-48)

“şefaatçilerin şefaati fayda vermeyecek” ifadesi açıkça şefaatin olduğunu ancak kafirlerin faydalanamayacağını beyan eder.

Demek ki “şefaatçiler” var ve şefaat kafirler için geçerli değil…

Peki, Mü’minler için geçerli midir?

KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜ

   “Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 254)

   Bu ayette “hiçbir şefaatin olmadığı” ifadesi yer alıyor ama önceki ayette “şefaatçiler” diyordu… Bir çelişki mi var?

   Hayır… Şu ayetler bize yol gösterecek:

“O’nun izni olmadan şefaat edecek olan kimdir?” (Bakara 255)

“O’nun izni olmadıktan sonra hiçbir şefaatçi şefaat edemez.” (Yunus 3)

“Rahman’ın huzurunda söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecektir.” (Meryem 87)

“O gün, Rahman’ın şefaat izni verip sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha 109)

   Bu ayetlerde açıkça şefaatin olduğu ancak Allah’ın izin verdiklerinin şefaat edeceği beyan ediliyor. O halde şefaati Kur’an bütünlüğünde ele aldığımız zaman:

1- Kafir, müşrik ve münafıklara şefaat yoktur

2- Mü’minlere şefaat vardır

3- Allah’ın izin verdikleri şefaat edecektir.

SÜNNETTE ŞEFAAT

   Bildiğiniz gibi İslam’ın iki temel kaynağından biri de sünnettir. KUR’AN VE SÜNNET YAZISINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

   Kur’an ayetlerini sahabeye aktaran Peygamberimiz ayetleri de tefsir etmiş, ayetlerde belirtilen “izin verilenlerin” listesini açıklamıştır.

PEYGAMBERLERİN ŞEFAATİ
   Bütün peygamberlere şefaat etme hakkı tanınmıştır. (Buhari, Rikak, 45, Tevhid, 33; Müslim, İman, 81; Ebu Davut, Cihad, 26; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/94, 325.)

   Her Peygamber kendi ümmetine şefaat edecektir. (Buhari, tefsir, 18)

KUR’AN-I KERİM’İN ŞEFAATİ
   Kur’an-ı Kerim insanlardan şikâyetçi olacak veya şefaat edecektir.

   “Kur’an şefaat edicidir, şefaati kabul edilendir, şereflidir, tasdik edicidir. Kim O’nu önder edinirse O’nu cennete götürür. Kim de O’nu arkasına atacak olursa, cehenneme gönderir.”

   “Kur’an-ı kerim’i okuyun! Çünkü Kur’an, onu okuyanlara kıyamet günü şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsafirun 252)
  Mülk Suresi kabirde şefaat eder:
   “Mülk suresi (kabir azabına veya kabir azabına sebep olan günahla karşı) engeldir. Kurtuluş sebebidir, kişiyi kabir azabından kurtarır.” (Tirmizi Kur’an 9)

Amel Eden hafızlar şefaat eder:
    ”Kim kur’anı okur, ezberler, helal kıldığı şeyi helal kabul eder, Haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah (Celle Celaluhu) o kimseyi cennetine koyar, ayrıca hepsine cehennem  şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefatçı kılar.” (Tirmizi Kuran 13, (nr 2905)

 VELİLERİN ŞEFAATİ
   “ümmetimden bazıları var ki büyük bir cemaate, bazıları vardır ki bir kabileye, bazıları vadır ki bir guruba, bazıları da vardır ki tek bir kişiye şefaat eder ve cennete girmelerini sağlar.” (Tirmizi, Kıyamet 11)

   İmam-ı Rabbani Hazretleri de şöyle buyurmuştur: “Salih ve hayırlı zatların, Allah’u Teala’nın izni ile kıyamet günü, asiler ve günahkarlar hakkında şefaat etmeleri hak ve gerçektir.” (Mektubat 17. Mektubdan)

 ŞEHİTLERİN ŞEFAATİ
   “Kıyamet günü üç grup şefaat edecektir; Peygamberler, alimler ve şehidler.” (İbni Mace, Zühd 37)

   “Şehid, ailesinden yetmiş kişiye şefaat eder.” (Ebu Davut, cihad 28)

ÇOCUKLARIN ŞEFAATİ
   Büluğ çağına erişmeden ölen çocuklara anne ve babalarına şefaatçi olma hakkı verilecektir. Peygamber Efendimiz:
   “Küçük yaşta ölen çocuğa, “Cennete gir” denilir. Fakat o cennetin kapısında durur, kızgın ve öfkeli bir şekilde beklemeye başlar ve: “Annem ile bbam yanımda olmadıkça girmem” der. O zaman meleklere: “Onun anne babasını da onunla birlikte cennete koyun” denilir. (Müslim, Birr, 154; İbni Mace, Cenaiz, 58; Heysemi, mecmau’z Zevad, nr. 18551)

AMELLERİN ŞEFAATİ
   İnsanların işlemiş olduğu bazı hayır ve hasenatlar, yaptığı ameller ona şefaat edecek, sıkıntılardan kurtaracaktır. Bu konuda birçok hadis-i şerif mevcuttur. Onlardan bir tanesi de şudur:

   “Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir. Bir adamın ateşe atılması için emir verilir. Giderken (dünyada) susadığı zaman su vermiş olduğu adama rastlanır, onu tanır ve ona:
   “benim için şefaat etmeyecek misin” der. Adam: “Sen kimsin” diye sorar. O da: “Ben sana falan gün su içirmedim mi” diye sorar. Öbürü bunu tanır ve (Allah nezdinde) onun için şefaatte bulunur. Adam da böylece geri çevrilir ve cennete gider.” (Tirmizi, kıyamet 11)

   Bütün bunlardan anlaşılıyor ki Şefaati kullarının cennete girebilmesi için aracı kılan da Rabbimizdir, bağışlayan da Rabbimizdir, şefaat yetkisini veren de Rabbimiz, şefaati kabul eden de Rabbimizdir. Şefaat eden sadece bir aracıdır. Allah katındaki değeri sebebiyle Allah o kulunu yüceltmek için böyle bir aracılığa layık görmektedir…

 PEYGAMBERİN KIZI FATIMA’YA NASİHATİ ŞEFAATE AYKIRI MI?

   “Ey kızım Fatıma! Babam Peygamber diye sakın güvenme. Rabbine karşı kulluk vazifeni yap. Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile seni kurtaramam.”   (Müslim, İman 89, Hadis no:351)

   Bu hadiste peygamberimiz kızına “ey kızım” diye hitap ediyor ve “babam Peygamberdir diye sakın güvenme” diyor.  “Peygamberin ümmetiyim diye” değil “kızıyım diye” buyurarak bir şeye dikkat çekmiştir.

 Yani “nesep, soy” gibi bağların ahirette kişiye fayda vermeyeceğini bildirmiştir. 

   Bu sebeple hadis şefaati reddeden bir bir belge değil, ırkın kişiye fayda sağlamayacağına delildir. Nitekim Nuh peygamberin oğlu kafirlerdendi ve Allahu Teala “o senin ehlinden değildir” buyurarak asıl bağın iman bağı olduğuna dikkat çekmiştir.

DİKKAT!

   Kur’an ayetleri ve hadislerle açık olan bu konuyu “dünyada her türlü günahı işle sonra şefaat de kurtul, şefaat inancı insanları tembelleştirir” gibi basit ifadelerle inkar etmek Müslümanca bir tavır değildir…

www.kuranveislam.net

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.