Kur’an’da Keramet / Velilerin Kerameti var mıdır?

   Keramet, Peygamber olmayan mü’minler üzerinde harikulade olayların gerçekleşmesi demektir. Keramet Kur’an ayetleriyle sabit olan bir husustur.

GÖZ AÇIP KAPAYINCAYA KADAR

   Kur’an Süleyman Aleyhisselam’ın vezirine dair gelen ilahi haberle bize yolu açar. Şöyle ki o, (Seba melikesi) Belkıs’ın tahtını uzak mesafeden kısa bir zaman içerisinde getirmiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur:
   ”Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm, dedi. Bir de Süleyman (Aleyhisselam) onu yanında hazır görünce:’Bu Rabbimin lutfundan doğan bir şeydir”… dedi”(Neml 40)
  
   Ayette geçen hadise Süleyman (Aleyhisselam) ın, Belkıs’ın tahtını kimin daha çabuk getireceği sorusu ile başlamıştır. Kuranda geçen anlatımıyla bir cin ”Ben makamınızdan kalkmadan getiririm” dedi.
   Yine Kuran’da buyrulduğu üzere ‘onlardan ilim sahibi Ben, gözünü yumup açmadan önce onu sana getiririm.” dedi. Kuran’da geçen bu ilim sahibi ise rivayetlere göre Süleyman (Aleyhisselam)’ın kâtibi idi.
   “Peygamber, cin, melek” olmayan ancak Allah’ın salih kulu olan bir insandan meydana gelen bu olağanüstü hal bir keramettir.

HAZRETİ MERYEM

   “Zekeriyya (Aleyhisselam) Meryem’in yanında yazın kış, kışın ise yaz meyveleri görürdü. (Al-i İmran 37)
   Ayetin tamamı şöyledir: “Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya’yı[8] da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. “Meryem, Bu sana nereden geldi?” derdi. O da “Bu, Allah katından” diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.”
   Kışın yaz meyvesi, yazın kış meyvesi olması ve Zekeriyya a.s’ın buna hayret etmesi, Hazreti Meryem’in de “bu Allah katındandır” diyerek onun hayretini gidermesi burada alışılagelmiş olanın dışında, olağanüstü bir şeyin gerçekleştiğini gösteriyor.
   Meryem annemiz bir Peygamber değildi. Yaşadıkları mucize olamayacağına göre bir kerametti…

NASIL DUYMUŞTU?
   Yine Nihavend’de bulunan, Hazreti Ömer’in hicretin 23. yılında ordu kumandanı tayin ederek İran’a gönderdiği Sariye Medinede ki halife Ömer (Radıyallahu anh)’ın ”Ey Sariye, dağa dikkat et, dağa!” tarzındaki sözünü işitmiştir. Halbuki ikisi arasında beş yüz fersahtan fazla mesafe bulunuyordu.
  
   Bu hadisede ise, sahabeler Hazreti Ömer’in hutbe esnasında neden böyle bir şey söylediğine bir mana verememişlerdir. Savaştan dönen Sariye (Radıyallahu anh)’a sorduklarında işin hakikati anlaşılmıştır. Savaş esnasında  düşman bir dağın arkasında pusuya yatmıştır. Sahabelerin ise haberi yoktur. Sariye (Radıyallahu anh) Hazreti Ömer’in ”Dağa dikkat et!” sözünü işittiğini ve arkadan düşmana darbe vurarak savaşı kazandıklarını anlatmıştır.

   Yine Hazreti Ömer’in mektubunun atılması suretiyle Nil nehri’nin taşması. Hazreti Halid’in zehir içmesi ve bundan zarar görememsi gibi hadiseler bize bu konuda delil teşkil etmektedir.

   Kerametin mucize ile karıştırılmaması gerekmektedir. Çünkü mucize, nübüvvet iddiasıyla beraber bulunur, halbuki veli bunu iddia edecek olsa anında kafir olur ve keramete layık olma vasfından sıyrılır.Bilakis veli, peygamber aleyhisellama bağlı olduğunu ikrar eder.

   Aslında velinin gösterdiği her keramet, bağlı olduğu peygamberin bir mucizesi sayılır. Çünkü veli, peygamberine bağlılığından bu hasleti elde etmiştir.
 
   Kerametin vukuu mümkündür. Ancak kerametin sahibi, kendini kurtardığını iddia edemez. Dolayısıyla kerametin, sevap veya mükafat gibi bir getirisi yoktur.

www.kuranveislam.net

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.