Allah’ın kelamı Ezelidir

Kur’an ve Sünnete tabi olan (Neden Kur’an ve Sünnet diyoruz TIKLAYIN) alimler şöyle dedi: Şüphe yok ki Allah-u Teala ezeli ve ebedidir, tek bir kelam ile konuşudur..Bu kelam onun zatı ile kaim olup O’ndan ne ayrı bulunur, ne de zail olur.Allah’ın kelam sıfatı harflerden ve seslerden müteşekkil olmadığı gibi onun parçalara ve kısımlara ayrılması da mümkün değildir.

   Mutezile âlimlerinin çoğunluğu, yüce Allah’ın ezelde konuşucu olmadığını, nihayet kendisi için bir kelam yaratıp onunla konuştuğunu, binaenaleyh onun kelamının hadis olduğunu ve zatı ile kaaim olmadığını iddia etmiştir. Ancak bu âlimler de kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir.
   Bir kısmı, Allah’ın kelamı harfler ve sesler cinsindendir. Cenabı Hak bu bu harf ve sesleri, okunacak mahalde mesela Cebrail (aleyhisselam)’ın ağızında yaratmak suretiyle mütekellim olur.
   Diğer bir kısmı, O’nun kelamı harfler ve şekillerden müteşeklildir, bu harfleri Levh-i mahfuzda yaratmak suretiyle konuşucu olur görüşünü benimsemiştir.

   Bazı alimlerde:”Yüce Allah’ı kelam sıfatına inanır, ikrar ederiz. Fakat onun hadis mi, kadim mi (mahluk mu, gayri mahluk mu?) olduğu hususunda görüş beyan etmeyiz.” demiştir.

   Bu meselede Kur’an ve Sünnet ehli olarak delilimiz şudur ki hayy sıfatı ile mevsuf (vasıflanmış) olan Allah, eğer kelam sıfatı ile mevsuf olmasaydı bunun zıddını teşkil eden dilsizlik, sükut vasıflarının biriyle tavsif edilmiş olacaktı. Halbuki bütün bunlar eksiklik ve acz ifade eden şeylerdir.Cenab-ı Hak bunlardan pek yüce ve münezzehtir.

  Şu da var ki Allah Teala ezelde kelamdan müstağni olup da sonradan kelamla vasıflanmış yani sonradan konuşucu olmuş olsaydı durumunda bir değişiklik meydana gelirdi; değişiklikse yaratılmışlık belirtilerindendir.

   Muhakkak ki Allah Teala’nın kelamı mushaflarımızda yazılmış, dillerimizde okunmuş ve zihinlerimiz de (kalblerimizde) ezberlenmiştir. Fakat bunların hiç birine bizzat girmiş yani hlul etmiş değildir.

KURAN’IN LAFZI HAKKINDA İHTİLAFLAR
   Kuran lafzı eğer:
A)Okunana delalet edecek bir karine ile kullanılırsa: kadim ve gayri mahlûk olur.”Kuran Allah-u Teala’nın lafzı olup gayri mahluktur.” sözümüzde olduğu gibi.

B)”Kuranın yarısını veya üçte birini okudum” gibi okumaya delalet eden bir karine ile zikredilir veya ”Abdetsiz ve cünüb olan kimseye Kuran’a dokunmak haramdır” cümlesinde görüldüğü üzere yazılanı andıran bir ifade ile kullanılırsa: hadis ve mahluk olur.

   Hanbelilerin ”Kuran harfleri gayri mahluktur” tarzındaki iddiası yukarıdaki söylediklerimize aykırıdır. Nitekim bu iddia yanlıştır. Çünkü parçalara ve kısımlara ayrılabilen bir şeyin hadis ve mahluk olması zaruridir.

   Allah kelamının hadis mi, kadim mi, mahlûk mu, gayri mahlûk mu olduğu hususunda hüküm veremeyip duraklayanların görüşü de isabetli değildir. Çünkü duraklama, bir tereddütü getirir. Oysaki itikadı farz olan hususlarda tereddüt göstermek inkâra müsavidir.

ALLAH’IN KELAMI İŞİTİLEBİLİR Mİ?
   Ehli Sünnet Âlimleri bu konuda ihtilaf etmişlerdir. Kimisi Allah’u Teâlâ’nın istediği kimselere kelamını işittireceği yönünde görüş beyan etmiştir. İmam el eşari:”Var olan herşey nasıl ki görülebilmesi mümkünse işitilmesi de mümkündür.”

   Ebu İshak el-Esferayini (Fıkıh ve usul alimi, Eş’ari ve mutezile ile münazaraları vardır.418h/1027m vefat etmiştir.) ile aynı görüşte olanlar şanı yüce olan Allah’ın kelamının asla işitilemeyeceğini söylemişlerdir.
   Hidayet rehberi ve ehli sünnetin reisi  Ebu Mansur (İmam-ı maturidi)’un tercihi de budur.Buna göre Cenab-ı Hak ”…..ta ki Allah’ın kelamını işitsin.”(teveb6) ayeti kerimesiyle ”…..ta ki Allah’ın kelamına delalet eden şeyi işitsin” manasını kaydetmiştir.

   Nasıl ki ”Allah’ın kudretine delalet eden şeye bak!” manasına ”Allah’In kudretine bak!” ifadesi kullanılırsa Allah’ın kelamı değil, kelamına delalt eden ses işitilmiştir.

   Bu âlimlere göre Musa (aleyhisselam) Allah’u Teâlâ’nın kelamına delalet eden bir ses işitmiştir. Arada bir melek ve kitab vasıtası olmadığından da Kelimullah yani Allah’ın kendisi ile konuştuğu kimse diye anılmıştır. Bu meselenin tafsilatı ”El Kifaye” adlı eserde mevcuttur.

   Sözün hulasası şudur ki Kuran’da Musa (Aleyhisselam)’ın Allah’ kelamını doğrudan işittiğine dair bir sarahat yoktur. Ancak Allah’ın ona söylediği, onunla konuştuğu vardır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:”Allah Musa ile konuşarak söyledi”(nisa 164) yine ”Rabbi ona söyledi”(Araf 143) buyurmuştur. Sonra Mevla Teâlâ kullarıyla olan konuşmasını üç mertebeye ayrımıştır:
  ”Allah’ın insanoğlu ile konuşması ancak vahiy ile, yahut perde arkasından veya bir elçi gönderip de kendi izniyle dilediğini bildirmesiyle mümkün olur.’(Şura 51)
   Yüce Allah, bu ayeti kerimde vahy yolu, elçi göndermek ve perde arkasından olanlar müstesna beşerle konuşmasını reddetmiştir.

   Vahy ile konuşmada işitmek bahis konusu olamaz. Çünkü vahy kalbe gizlice bir mana bırakmaktan ibarettir. Nitekim:”Musa’nın anasına vahyettik.” (Kasas 7) buyurmuştur.
   Elçi göndermek suretiyle vuku bulan konuşmada da bizzat gönderenin sesi işitilemez.
   Perde arkasından gelen konuşmaya gelince, burada sesin ve harflerin aracılığı zaruridir. Nitekim:”(Musa) o (ateşe) gelince feyizli yerdeki vadinin sağ kıyısında, ağaçtan: Ya Musa âlemlerin Rabbi olan Allah benim ben! Diye nida olundu”(Kasas 30) buyrulmuştur.

   Bu meselede Perdeden maksat ağacın, Allah kelamına delalet eden ses ve harfin varlığına mahal teşkil etmesidir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.