İnançta (itikat) ölçü ne olmalı? Neye göre inanmalıyız?

   Allahu Teala (Celle Celaluhu) Kur’an’da neredeyse her sayfada, her satırda “iman” etmenin yani “inanmanın/inancın” önemine vurgu yapar ve ekseriyetle iman edenleri muhatap alır.

   Hıristiyanlarda da Allah inancı var ama üçün üçüncüsü diyorlar… Hıristiyanlar İsa peygamberin, Yahudiler Üzeyir peygamberin Allah’ın oğlu olduğuna inanıyor. Allah, onların bu batıl inançları sebebiyle onları “kafir” olarak nitelendiriyor.

   Dolayısıyla her “Allah” inancı Allah katında kabul görmüyor.

   Peki, iman şerefiyle şereflenen bir Müslüman nasıl inanacaktır, neye göre inanacaktır, ölçüsü ne olacaktır?

İKİ AYETLE İKİ MADDE

   Bu konuda Yüce Allah bizlere yol gösteriyor:

   “De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar büyük bir (beyan ve) basiret üzere Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (Yusuf 108)

   Kur’an bizi direkt olarak Peygambere yönlendirdi ve Peygamberin “benim yolum budur, bana uyun” demesini emretti.

   O halde 1. Maddemiz “Resulüllah’a bakmak” olacak.

   Başka bir ayette ise bu konu teyit ediliyor ve inancın neye göre olacağının sınırları çiziliyor:

   “Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse gerçekten doğru yolu bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş olurlar. Allah onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Bakara 137)

   Bu ayette de Yüce Allah, “sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar” buyurarak bir kitleyi işaret ediyor.

   İlk ayette “de ki” buyurarak Peygamberimize, ikinci ayette ise “siz” buyurarak Peygamberimiz ve sahabelerine işaret ediyor.

   2. maddemiz ise sahabeler oluyor.

   Dolayısıyla inanç konularında Peygamberi ve ashabını mutlaka dikkate almalı, onlar nasıl inanıyorsa öyle inanmalı, onların reddettiği bir inanç sistemini kabul etmemeli, onlarda olmayan “itikatla” alakalı bir konuyu almamalıyız.

   Bu şekilde bizleri inançta yanlış yollara götürecek, imanımızı söndürecek, ideolojilere saptıracak tehlikelerden sakınmış oluruz.

AKIL İLE PEYGAMBERE TABİ OLUNUR

   Yukarıdaki ayetler bizlere tabi olmayı, itaat etmeyi, ittiba etmeyi öğretiyor, öğütlüyor. Ve bu ayetler felsefik bakış açılarıyla kendi inançlarını Kur’an’a veya İslam’a yamamaya çalışanların önünü bir set gibi kapatıyor.

İNANÇTA TABİ OLMAYA BİR ÖRNEK

Yukarıdaki ayetlerden yola çıkarak Resulüllah ve Ashabına inanç yönünden tabi olmayı, olmamanın insanı nerelere götüreceğini anlamak yönünden şu misal yeterli olacaktır:

Irak bölgesinden Medine’ye gelen iki kişi Abdullah b. Ömer’i bulurlar ve kendi bölgelerinde çıkan bir takım insanların “kader yoktur” diyerek kaderi inkar ettiklerini aktarıp kendisinin bu konuda ne düşündüğünü sorarlar. Abdullah b. Ömer cevap olarak der ki: “Geri döndüğünüzde onlara deyin ki, Abdullah b. Ömer onlardan beridir, onlarda Abdullah b. Ömer’den beridir. “

   Ortaya yeni atılmış bir görüş var ve sahabe ilk defa böyle bir şey duymuş. Yani kaderi inkar diye bir mevzu hiç olmamış. Kadere iman var. Bu kişilere karşı sahabe “onlardan uzağım, reddediyorum” diyor.

    Bu örnekten de anlayacağımız üzere Resulün ve ashabının inancının dışına çıkarak yeni iddialar ortaya atanlar yukarıdaki ayetlere de muhalefet ederek Kur’an ölçüsü dışında hareket etmektedirler.

   Bunlardan son derece kaçınarak imanımızı muhafaza etmeye çalışmalıyız…

www.kuranveislam.net

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.